Aqua Notes… :)
carrier to noise ratioİyi fikirler akla duşta gelirmiş (sitenin dediğine göre)… adamlar da iyi fikirleri unutmamak adına çare bulmuşlar…
Posted via web from Supangle
carrier to noise ratioİyi fikirler akla duşta gelirmiş (sitenin dediğine göre)… adamlar da iyi fikirleri unutmamak adına çare bulmuşlar…
Posted via web from Supangle
Amacım patron kültüründen çok şirket kültüründen bahsetmek esasında… Ancak patron kültürünün şirket kültürüne dönmüş olduğu şirketlerin sayısının çokluğunu göz önüne alınca bundan bahsetmemek mümkün değil. Genelde patronlar ve dolayısıyla şirket sahiplerinin yaklaşımları şirketlerin ve daha önemlisi çalışanlarının yaklaşımlarını belirliyor. Şirketlere yeni katılanlar kendilerinden bir takım kültürleri beraberinde getirip şirket adına, şirketi temsilen yaptıkları işlerle şirketlerin dışarıya olan görünümlerini etkiliyorlar. Bu durum da esasında şirket kültüründen çok şirket kültürsüzlüğünü getiriyor denebilir.
Esasında ”kültür” den kasıt şirket ”değerler”i. Şirket değerlerinin şirketi oluşturan kişiler ile oluştuğu tartışılamaz bir gerçek ancak şirketlerin bunu kişilerin ellerine bırakmaları ne kadar kötü. Hizmet verdiği, ürün sattığı müşterilerin gözünde şirketin imajı tamamen muhatap oldukları kişilerin yaklaşımlarına bağlı. Microsoft’ta şirket kültürünü belirleyen 7 tane değer vardır. Şirkete girdiğiniz andan bu değerleri solumaya başlarsınız. Bu değerler içinde hareket etmeniz salık verilir. Özel bir eğitim verilmez ancak ilk değerlendirme (review) anından itibaren bu değerleriniz sorgulanır. Bu değerlere ne kadar bağlı olduğunuz müdürünüzde ölçümlenir ve değerlendirilir. Alacağınız bonus’dan maaş artışınıza kadar ve daha önemlisi hala Microsoft’ta çalışıp çalışmamanızın gerekliliği bu değerler ve hedeflerinizi gerçekleştirmeniz ile ilgilidir. Yazılı olarak önünüzde olan ve sık sık hatırlatılan bu değerlere sahip değilseniz artık Microsoft’ta çalışamazsınız. Teşekkür edilir, cebinize bir miktar da para konulur ve güzel bir şekilde gönderilirsiniz.
Bu yazıyı yazma sebebim (uzunca bir süredir de yazamıyordum açıkçası) yakın zamanda okuduğum ZAPPOS’un şirket değerleri listesi. Zappos’da aynı Microsoft’ta olduğu gibi müşteriye olan yüzünü aynı tutabilmek için benzer bir değerler listesini çalışanlarına ezberletiyor ve uygulatıyor. Uymayanlara ise 2000 USD verip gönderiyor. Bütün değerler müşteri memnuniyetini destekleyecek sekilde kurgulanmış ve anı değil geleceği kurmak üzerine…
Sizlerin şirketlerinin ”değer”leri neler? yazılı olarak var mı? ezbere biliyor musunuz? daha önemlisi buna inanıyor musunuz? Eğer henüz bir iş kurduysanız, yada şirketinizi kurdunuz ve büyümeyi istiyorsanız, günlük endişelere ayıracağınız enerjiye %20 den fazlasını ayırmayıp, %80′i geleceği kurmaya adamalısınız… Ancak bu şekilde büyük olunuyor. Çalışanlarla, kültürle, vizyonla…
(Not: Microsoft değerleri listesi (core values) Zappos’un ki ile benzer değil. Ancak önemli olan değer listenizin ne olduğu değil bunu uygulamakta ne kadar tutarlıfree video poker how to play backgammon no deposit bonus online casino 888 no download casino play roulette craps game black jack download american roulette play video poker baccarat free casino game no download online casino free money on line casino wagering roulette online online casino betting free online casino slots free craps best casino roulette gambling internet casino gambling uk best casino online full pay video poker no deposit casino code best craps game black jack tournament best online casino site craps online game newest online casino free slots no download play blackjack online free dueces wild video poker black jack gambling online video poker game free casino cash no deposit video poker tutorial play free video poker how to win at black jack casino roulette casino guide how to win at roulette rules of craps casino game online real money backgammon baccarat casino online free video poker game play free video poker video poker odds video poker tournaments olduğunuzdur).
Posted via email from Supangle
“Biz Türkler” diye girmek istiyorum cümleye ama bu her yerde böyle midir bilemediğim için dememişim varsayın… İlla kavramları sahiplenmeye çalışıyoruz. Başarılı giden birşeyler varsa daha iyisini yapmak yerine kötülemeyi, kendimizle değil başkalarıyla uğraşmayı çok seviyoruz. Yakın zamanda bunun bir örneğini daha gördüm. Çok temiz, kısmen birlik içinde yaşayan, elinde birşeyi olmadan çaba harcayarak ilgi alanlarını sektör haline getirmeye çalışan Internet camiası şimdi monetize edilebilir hale gelen kavramları sahiplenme derdine girmeye başladı. Sanırım içine para ve ün giren herşey ortamı bozmaya başlıyor.
Bir blogger tanımı yapma çabasıdır gidiyor değişik ortamlarda. “Blog yazan bloggerdır” diyenler bir tarafta. “En önce ben yazmaya başladım, 25636… tane yazı yazdım, dolayısıyla blogger benim” diyenler bir tarafta. “Blog’dan para kazanıyorsan blogger’sındır” diyenler bir tarafta. Daha 1001 tip tanımlama kriteri atılıyor ortaya. Blogger’ın tanımı kimin umrunda haberleri var mı? sorarım… İster bu işten para kazansın, ister kazanmasın, ister 50.000 tane yazı yazsın, ister 5 tane düzgün yazı yazsın, ister… ister… Herkesin yaptığı kendine. İyi yapılan şeyler herkese yarıyor. İyi yapan böyle soğutulup kendi işine bakıp tabii ki zamanında kendisini yerenlere el vermiyor…
Dinlemenin konuşmaya, okumanın yazmaya tercih edildiği gün herşey farklı olacak eminim.
Uğur Özmen’in bir yazısından hatırlıyorum ve özetle “birşey olmadan birşey oldum sananlar” gibisinden bir selzenişte bulunmuştu… Keza gene Uğur Özmen, “Adam soru soruyor, sonra dinlemiyor” demişti bir yazısında. Gençler Uğur Özmen’i okuyorlar sanıyordum… Ya okuduklarını anlamıyorlar, yada okuduklarını sanıyorlarmış meğerse…
Gençlerin gençliklerine vermek lazım diyeceğim ama koca politikacılar da yapıyor… ne diyim…
Posted via email from Supangle
Epey bir süre önce görüp iPhone ile cekmiştim bu fotoğrafı ancak bir türlü post etme imkanı bulamamıştım. Migros torbaları gene naylon ancak en azından 100 yılda değil 2 yılda yok olacak şekilde üretilmiş. Kesinlikle Migros’u tercih etmem için bir sebep. Teşekkürler Migros… Sadece bugünü değil, yarını düşündüğün için…
Posted via email from Supangle
Go2Web20.net epeydir keyifle takip ettiğim bir site… Her ne kadar kendini tekrar eden birçok proje olsa da arada ”akıllıca” denebilecek projeleri de görmek mümkün. Gerçi birçoğunun bir iş modeline oturmadığı da bir gerçek. Neyse.. esas belirtmek istediğim Go2Web20′ın içeriğinden çok tasarımı.
Yakın zamanda sitenin tasarımı değiştirildi. Sanki bir profesyonel’in elinden alıp bir gencin eline vermiş gibiler siteyi. Eski tasarımı oldukça alışılmadık bir yapıdaydı. Yeni hali ”daha bilindik” olsa bu yazıyı yazmazdım açıkçası. Yeni tasarımı o kadar kullanışsız o kadar amatör gözüküyor ki… İşte eski tasarımında sevdiklerim (yeni tasarımında sevmediklerimin sonu yok)
1. Tüm projelerin ikonları ve uzerine gelindiğinde 3-5 kelimelik açıklaması (bu yeni tasarımda da korunmuş).
2. Üzerine tıklandığında sayfanın altında beliren ve daha fazla detay veren bir pencere. Yeni bir sayfa açmıyordu ve dolayısıyla surekli bir yeni sayfa bekleme durumu oluşmuyordu.
3. Istendiğinde tıklanıp gidilen ve tum detaylara ulaşabileceğiniz web2.0 projesinin linki.
4. Kategorilerine göre sınıflama
5. Search’ün sayfa içerisinde dinamik çalışması
Bu kadar basit bir yapıdan surekli sayfa gezilen bir yapıya dönmesini anlamak mumkun değil. Tamam belki daha fazla detay verilebiliyor ancak isteyen zaten projenin sayfasına gidip bunu alabiliyordu. Şimdi sayfa mantığı var ve sayfa sayfa gezmek durumundasınız siteyi. Next butonları vb seyler de mecburen orada… Bir baska begenmediğim şey ise eski temiz beyaz sitenin gidip yeşil yorucu bir hale gelmiş olması. Tasarım katilliği bu olsa gerek.
Tasarımda olması gereken özellikler :
1. Bilgiye kolay ulaşım
2. ”Yeterli’ bilgi ve ”çok bilgi” ye ulaşım imkanı
3. Minimum browsing
4. Temiz görüntü
5. Basitlik.
Bunların hepsini kaybetmiş go2web20.net. Neyseki eski arayüz’e link vermişler… Eski arayüz için http://classic.go2web20.net
![]()
Posted via email from Supangle
Kimler zengin? ve nasıl zengin olmuşlar? Bir bakalım… İşte zenginlerin yaptıkları işler:
(1) Kendi işini yapanlar
(2) Piyango Zenginleri
(3) Kaçak kuçak işler yapanlar
(4) Miras sahipleri
(5) Zenginlerle evlenenler/zenginlerden boşananlar
(6) Politikacılar/kısmen 3 numara ile aynı
(7) Sporcular/Muzisyenler/Sanatçılar
(8) CEO/VP gibi kısaltması olanlar
(9) 40 yıl para biriktirenler
(10) Doktor ve sıkı Avukatlar
Görüldüğü gibi zengin olmanın yolu bir tane değil, ama yüz tane de değil. ‘Bunlardan hangisi olabilirim?’ diye bakıldığında ise liste oldukça azalıyor.
Hatta çoğunlukla ‘Kendi işini yapanlar’ kalıyor diye düşünüyorum. Evet gene milyonlar içinde azınlık kalıyor ama sayısı çok az değil. Kendi işini yapıp batan da çok vardır. Ama bir yerde çalışıp zengin olan yoktur orası kesin (eger CEO vs değilseniz).
Hele ki kişi daha evvelki yazılarımdan birinde dediğim gibi iyi olduğu, yapmak için doğduğu (zevk aldığı) ve para getirecek bir işi yapıyorsa, zengin olmaması çok mumkun değil diye düşünüyorum. Eğer 40 yıl para biriktirmeyecekseniz, ve amacınız sadece zengin olmaksa bir an evvel harekete geçmeniz lazım. Yok feda edemeyecek lüksleriniz varsa bu da sizin seçiminiz. Günün sonunda yarının bir garantisi her halukarda yok.

Posted via email from Supangle
Çok teknik bir kişi olduğumu söyleyemem. F13 gibi bir tuşun BIOS veya İşletim Sistemi yüzünden mi tanımlanmadığını bilmiyorum ancak NumLock ve Scroll Lock tuşlarının IBM’in onlarca yıl evvelki kısıtlarının sonucunda orada bulundukları Wikipedia’da (Numlock için bu, Scroll Lock için bu) yazıyor. Bence artık gerekliliğini yitirmiş bir tuş. Bunun yerine ‘Wild Card’ olarak kullanılabilecek ve kullanıcının ihtiyacı olan bir fonksiyonu tanımlayabileceği bir F13 tuşu kesinlikle daha yararlı olurdu. Belki de F13′ün Friday 13th anlamına gelebilecek olması yüzünden yabancılar bu tuşa sıcak bakmıyordur.
Siz ne için kullanırdınız bilmiyorum ama F13 tuşunu aşağıdaki amaçlar için kullanmayı isteyebilirdim…
1. Screen Capture yapmak için (Fn+Prnt Scrn yerine)
2. Desktop’a inebilmek için
3. Windows Explorer açmak için
4. veya herhangi bir fonksiyonu çalıştırmak için…
Siz ne için kullanırdınız?
Posted via email from Supangle
Bozmamak adına ingilizcesinden cevirmeden veriyorum…
Tom Peters : “Benchmarking is stupid!!! Why is that? Because we pick the current industry leader, and we launch a five year program, goal of which as to be as good as the company who’ll be five years better than us in five years from now”.
Aynı zamanda Seth Godin’in de bu konuda guzel bir tespiti var…
“This is an essay about what it takes to create and sell something remarkable. It’s a plea for originality, passion, guts and daring. You can not be remarkable by following someone else who’s remarkable” – Seth Godin, Fast Company / 02.2003
Seth Godin aynı zamanda demiş ki… “Take Nintendo Gameboy as an example. Sony sold this product for more than 10 years. On the other hand, Nokia is coming up with a new product in almost every month. They’re all successful companies. But how can you compare and come up with a benchmark for their success.”
“Leader is a leader because he did something remarkable. And that remarkable is taken so that when you do it, it is no longer remarkable.” – Seth Godin
Posted via email from Supangle
Çoğu zaman yaşam şartları, sanal fırsatlar, kişileri bir takım seçimleri yapmaya zorlar. Belli bir süre geçirdikten sonra edinilen deneyimler kişiler için iyi oldukları alanlar haline gelirler ve bu doğrultuda ilerlerler. Bu kişiler şanslı ise sevdikleri işi yapıyorlardır. Şanssız olanlar ise (ki bir çoğunun böyle olduğunu düşünüyorum) en iyi oldukları şeyi yapmaya devam ederken sürekli esas yapmayı sevdikleri şeyi yapamamanın sonucunda mutsuz olurlar yada idareten bir hayatı yaşamaya devam ederler.
Bugün online bir konferans videosunu izlerken ‘Do what you love’ konseptine ilk defa açıklık getiren bir şema gördüm. Jim Collins’in (Good to Great’in yazarı) ortaya koyduğu bu şema bence kişilerin akıllarındakinii hissettiklerini kolayca ortaya koyabilmesini sağlıyor (en azından sağlayabileceğini düşünüyorum).
Özetle; bu şemada gösterilen dairelerin kesişimine oturan şey sevdiğin ve yaparak başarılı olabileceğin işi gösterir deniyor. Bu şemadaki dairelerin ne anlattığına gelecek olursak…
‘Good at’: Yapmakta iyi olduğun şeyler…
‘Born to do’ : ‘… için yaratılmışım’ dediğin şeyler
‘Pay you to do’ : Sana şu anda para kazandıran şeyler.
‘Who’ : Kiminle bunları yapabileceğin. Yani beraber çalışmayı sevdiğin insanlar.
Bunların kesişim noktası sevdiğin ve para kazandıracak ve hayatın boyu yapmaktan keyif alacağın işi, kariyeri gösteriyor.
”Do what you love. You’ll be better at it.” - Francis Ford Coppola
Not: Bu yazı IDEO’nun GM’i Tom Kelley’in bu link‘deki konuşmasından özettir. Her daireden oklar çıkararak kendinizi ve işinizi tekrar değerlendirmenizi öneririm. Cesaretiniz varsa !!

Posted via email from Supangle
Yakın zamanda bir bankanın giriş sayfasında bir reklam gördüm. Diyor ki “Bizim bankadan kasko yaptırın, bıdıbıdı.com dan vıdıvıdı’yı %20 indirimli alın.”. 10 seneyi aşkındır profesyonel iş hayatının içindeyim. Bu tip kampanyalar çok gördüm ve daha da çok göreceğe benziyorum. Genelde şu şekilde bir durum vardır :
1. Vıdıvıdı olarak adlandırdığım marka genelde henuz fazla bilinmeyen, bilinmek isteyen, çok talep görmeyen bir ürüne sahiptir. Büyük oyuncularla engaje olarak adını duyurmaya çalışır. Ciro kaygısı yoktur.
2. Bıdıbıdı olarak adlandırdığım marka ise hem kendinden daha büyük bir marka ile engaje olmuş olmak hemde bilmeyen varsa beni duysun diye yapar. Ciro kaygısı yoktur.
3. Banka bunu sadece “Alın bak müşterilerim, eğer ilgileniyorsanız bakın sizin için ucuza ürün aldırabiliyorum” demek için yapar. Ciro kaygısı yoktur.
Sonuç : Cironun elde edilmeyeceği, ama tasarlamak için birçok insanın gunlerini harcadığı, awareness’a katkısının ‘Şüpheli’ olduğu, birçok yazılı çizili dökümanın gidip geldiği bir angaryadır.
Bunu ben de yaptım zamanında. Eğer küçük markaysanız bu tip şeylerin sizi duyuracağını düşünürsünüz. Ama bir gerçek vardır ki eğer elinizdeki ürün talep gören yada görebilecek bir ürün değilse boşa yapılmıştır bu çalışma. Müdürlerinize yada raporlama yaptığınız kişilere de (rakamlara yansımayacağı için) “Hiç yoktan Awareness oldu!” dersiniz olur biter.
Önemli : Detayına girmeden belirtmek isterim ki aware ettikleri de marka değil indirim oranı esasında. Yani baştan sona çelişki…
Not: Ciro beklentisi olmadığı için pazarlama çalışmaları da her partinin kendi pazarlama kanalı ile sınırlıdır. Ek bir pazarlama için para harcanmaz. Hatta kendi kanallarından duyururken de para harcamayacakları kanalları değerlendirirler (yada az harcayacakları)
Posted via email from Supangle