Arşiv : Sudan Şeyler

Varım, tadını çıkarayım bari.

Gladiator filminde Russell Crowe’un söylediği ‘What you do in life echoes in eternity’ lafı ne kadar doğrudur bilemiyorum ancak bildiğim bir gerçek var ki hayatta ne yapmak istediğimiz tamamen bizim ile ilgili.

Hayatta ne yaptığımız yada yapacağımız ise çoğu zaman bizim ile ilgili olması gerekirken çaktırmadan başkaları tarafından dikte edilmiş yada ediliyor. Daha çok dış dünyamızdakilerin bize söylediklerini baz alarak hareket ettiğimiz, onları fazlasıyla önemsediğimiz gerçeği sebebi ile söylüyorum. Genelde dış dünyamızdakilere bakıp kendimizi buna göre konumluyor, yargılıyoruz. Onları dinlemek yerine kendimizi dinlemek, hislerimizi dinlemek kaygıları uzak şu an’ı yakın tutmak demek bence.

Hep ‘Sepepler’ ile, yada sebep sonuç ilişkileri üzerine yaşıyor ve hayat beklentilerimizi buna göre ayarlıyoruz. Gene aynı sebep sonuç ilişkileri, aynı dış dünyanın yargılamaları bizi ‘başarılı’ yada ‘başarısız’ adleden.

Halbuki bize huzur veren yada yapmak istediğimiz şeyler akıldan, yada aklımızın bize dikte ettiği sebep sonuç ilişkilerinden çok duygularımız, hislerimiz ile ilgili. Gün doğuşunun yada batışının sebepleri değil bize keyif veren. Bizde yarattığı duygular, hisler. Bilim var olanı açıklamaya yarayan bir yol, bir araç. Bilim gündoğumu yada gün batımının neden güzel olduğunu açıklayamaz. Bu güzellik bizim içimizde olan tanımlamadan gelen bir güzellik. Hislerin tanımlaması.

Duygularımızı dinleyeceğimiz yerde çoğu zaman aklımızdan geçen yüzlerce şeyi kontrol altına almaya çalışıyoruz. Bu andan çok yarınları yada yaşanmışlıkları irdeliyoruz.

Eğer varlığımızın sebeplerine inmek istiyorsak, dış dünyayı değil kendimizi dinlemeye başlamamız lazım. Belki bencil birşey ama öyle olması daha doğru değil mi? Kendi iç dünyamıza dönük bir ayna tutmak bizi bize göstermek… İç huzuru bulmanın yolu kişiye göre değişen istekleri, arzuları, ihtirasları bulmaya dayanıyor bence. Malum Steve Jobs’un Stanford konuşmasını birçok kişi bilir. O konuşmada ilk dikkate çarpan şey, kendi isteklerini ne kadar iyi tanımladığı ve peşinden nasıl gittiği.

Varlığımızın tadını çıkarmak lazım. Kendimizi mutlu edecek, kendi iç barışımızı sağlayacak şeyler gene bizim içimizde. Bunları dinlemeye başladığımızda huzuru da varlık sebebimizi de bulabiliriz. Varlık sebebimiz herkes ile aynı değil. Olamazda. Sorulara değil cevaplara odaklandığımızda, sorunlara değil, hala fırsatımızın olduğuna inandığımızda ve bu fırsatlara odaklandığımızda, işte o zaman heyecanlar ortaya çıkacaktır.

Beğendiklerimiz, imrendiklerimiz (arabalar, yatlar, katlar) bize huzur vermiyor, ancak sevdiklerimiz bizi biz yapıyor. Neye aç olduğumuzu hissetmemiz lazım. Neyi kaçırdığımız değil, çünkü kaçırdığımız birşey yok, neye sahip olduğumuza odaklanmanın, keşfetmenin vakti.

Huzur bulmak için bayram seyranda tatile çıkmak, seyahat etmek değil, kendi iç dünyamıza seyahat etmemiz, huzuru orada bulmamız (meditasyon demiyorum) bizi mutlu edecek şeyleri bulmamız, yapmamız ve harekete geçmemiz lazım. Seyahat etmek geçici huzur, iç dünyamıza yapacağımız seyahat ise ömür boyu huzuru getirebilir.

Şu anda yapacağımız bize kalmış. Şu an’a nasıl yaklaşacağımız da bize kalmış. Engeller her zaman var, fırsatlar ise her zaman ortaya çıkmıyor, çıktığında kaçırmamak için önyargıları bırakıp kendimizi eğirisiyle doğrusuyla dinlemek lazım.

Social Area 2.0 tanımı, hemde Istanbul için…

Social deyince bir başka ilgi çekiyor değil mi? Bu ilk social’lardan… Sosyal alan tanımı. Hemde yazdığına göre Istanbul için geçerli olan…

Amerikada olsa bundan farklı ne olurdu merak ediyorum. Adamlarda kuyruğa girdiğinde bu kişisel alan diye tanımlanan alana girdiğinizde dönüp “nöölüyoo” gibisinden bakarlar. Bizde ise dipdibe olsan umursamaz… Bu Istanbul için tanımını ben yemedim.

Bu arada Social tanımına dikkati çekmek isterim. 2.5m den sonrası yalan… Yani onca Web 2.0, Social Networks vs diye bakınıyoruz. Çok uzağa bakmaya gerek yokmuş.. Gözümüzün 2.5m dibinde.


Not: Bugün sudan şeyler konusunda ciddiyim.

Vücut Dili konusunu da içeren satış eğitimleri

Hiç katılmadıysam herhalde 20 tane satış eğitimine katılmışımdır. Bu eğitimlerde genel olarak satış proseslerinden bahsedilir, çok nefret ettiğim workshoplar yapılır (zoraki beraber çalışıyor moduna geçilir, grupta 2 kişi çalışır 3 kişi serer), gene çok nefret ettiğim role play’ler yapılır (adama satmaya çalışırsın o da almamak için inat eder) vs vs…

Ancak bu satış eğitimlerinin en eğlenceli kısmı (sanırım biraz da eğlenelim diye koyarlar) vücut dili eğitimi kısmıdır. Kollar kenetli ise şu demek, yok burnu ile oynuyorsa bu demek, bakışlarını başka yöne çeviriyorsa o demek gibi şeyler.

Geçen gün gene benzer bir eğitim içeriği geçti elime ve bir anda epeydir görmediğim bir vücut dili mimiğini gördüm, sizinle paylaşayım dedim. Allahaşkına kim “ayakta ayak kenetleme” hareketini yapar!?! Nerede görülmüş? Bunu yapan bir sosyete var mı?

Daha da garibi bunu neden her ama istisnasız her eğitim içeriğine koyarlar… :) Hey Allahım gene beni güldürdüler… Hareketi gösteren şekli aşağıda görebilirsiniz… Eğlenceli günler dilerim…

not: otururken değil ayakta bu hareket.

Pınar Süt Tasarım bulamaçı

Bugün tatil ya, günlerdir doğru dürüst uyumadığımdan, mümkün mertebe uyuyayım da dinleneyim biraz dedim. Güzel bir uykunun ardından da ilk iş olarak her zamanki gibi kendime bir nescafe hazırlayıp ayılma çalışmalarına başladım. Ancak daha nescafe suyunun ısınmasını beklerken bir tasarım bulamaçı yüzünden “bu ne yaa?” deyip ayılıverdim. Esasında ilk kez gördüğüm birşey değildi ancak ilk kez bu kadar rahatsız oldum (modumdan olsa gerek belkide).

Nescafe’nin suyunun kaynamasını beklerken hazırlık olarak sütü çıkardım ve kutunun tasarımı konusuna o anda takıldım kaldım. Tam bir bulamaç!!. Sabah sabah insanın göz zevkini öldürecek cinsten birşey.

Bildiğimiz uzun ömürlü süt, 1 lt lik. Klasik Pınar yeşil tonları… Bildiğin ak pak sütü almışlar boyamışlar da boyamışlar (kırmızılar yeşiller maviler hepsi ahenksiz olarak birarada). Şimdiki çıkan kutulara bildiğimiz yeşil pınar logosu ve klasik tasarımına

1. “çocuk için yeni” diye bir başka sütün reklamını üzerine ekleyivermişler,
2. Bir de Yeni süt kapağı tasarımını da üstüne çakmışlar

Yetmiyormuş gibi orasında burasında yazılar… Reklam bütçesi olmayan bir şirket değilki bu. Yap reklamını tanıt eğer o kadar önemli ise “çocuk için yeni” sütünü yada süt kutusu kapağı tasarımını.

Süt kapağı tasarımını da bunca sene sonunda akıl etmeleri zaten ayrıca akıllara zarar.

Ben bu firmaların profesyonel tasarım kabiliyeti olan tasarım deyince tasarım anlayan firmalarla çalışmadıklarını düşünmeye başladım bunu gördükten sonra. Teknisyenlere bırakmışlar sanki tasarım olayını. Gerçi bu boyutta iş yapan bir firmanın bunu yapabileceğine inanası gelmiyor insanın.

Eskiden bunu yapmıyorlardı herhalde ki o kadar gözüme batmamıştı. google’dan Pınar Süt kutu imajlarına baktığımda bu yeni kalabalık görüntüsünü görmedim (gene güzel tasarımlar değil ama bunun gibi tasarım bulamaçı da yok). Yenisinin resmi de yoktu, kusura bakmayın buraya resmini koyamadım.

Sabah sabah açıkçası gözüm bulandı sayelerinde. Bir de aklıma “Eğer Microsoft iPod kutusu yapsaydı” videolarını getirdi. Her tarafı yazı dolu süt kutusunun (tamam bazıları zorunlu yazmak durumunda oldukları şeyler). Oturup okumak lazım, yararlı bilgiler olabilir.

Ben bu konuda profesyonel değilim ve profesyonel yorumu yapacak birisi varsa zevkle okurum. Son kullanıcı olarak bu tasarım bulamaçından rahatsız olduğum için sabah sabah yazasım geldi. Hepsi bu. :)

Share

Add to Technorati Favorites

Etiketler