Arşiv : Ciddi şeyler

Yatırım yapılabilecek 15 Girişimci…

eTohum geçtiğimiz Haziran’dan beri faaliyetlerini gün geçtikçe arttıran ve girişimci ile yatırımcıyı bir araya getirmeyi hedefleyen bir platform. Haziran ayından beri hazırlıkları devam eden ve bu süreç zarfında önce girişimcileri bulan sonra ilk elemeleri yapan eTohum oluşumu, bu ay sonunda (31 Ocak’ta) ilk adaylarını tanıtmaya hazırlanıyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Maçka Kampüsü İşletme Fakültesinde, İşletme Mühendisliği Kulübü iş birliğiyle 31 Ocak Cumartesi günü 11:00-17:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek toplantı ile yatırım yapılabilecek 15 internet girişimcisi tanıtılacak. Mutlaka takviminize ekleyin ve imkanınız varsa katılın. Yaratıcı girişimlerin bir elin parmağını geçmediği ülkemizde bu güzel projeleri izlemekten keyif alacaksınız. Facebook’da bu event’i takviminize eklemek ve katılımınızı bildirmek için buraya tıklayın.

Tarih: 31 Ocak 2009 Cumartesi
Yer: İTÜ İşletme Fakültesi, Maçka
Zaman: 11:00 - 17:00

Sorumluluk almak isteyen BİRİSİ!

Bir eğitimde aşağıdaki hikayeyi anlatmışlardı. İngilizce’den direkt çevirdim. Copyright’ı kime ait olduğunu bilmediğim için bu konudaki özürlerimi şimdiden iletmek isterim.

Dört Kişinin Hikayesi
Bu adları HERKES, BİRİSİ, HİÇKİMSE ve HERHANGİBİRİ olan dört kişinin hikayesidir.

Yapılması gereken çok önemli bir iş vardı ve HERKES BİRİSİ’nin bu işi yapması gerektiğinden emindi.

HERHANGİBİRİ bunu yapabilirdi ama HİÇKİMSE yapmadı. BİRİSİ buna sinirlendi çünkü bu HERKES’in işiydi.

HERKES bunu HERHANGİBİRİ’nin yapabileceğinden emindi ama HİÇKİMSE HERKES’in bunu yapmayacağını anlayamadı.

Sonunda HİÇKİMSE HERHANGİBİRİ’nin yapması gereken şeyi yapmayınca HERKES BİRİSİ’ni suçladı.

Hikayenin anlatmak istediği şey; Farz etme, sorumluluk al, kendin yap.

Özellikle sizin için önemli bir konu ise ve yapılması gereken şey sizin işinizi, sizin performansınızı yada başarınızı etkileyecek ise sorumluluğu elinize almanızda fayda var. Aksi halde yukarıdaki hikayedeki gibi birisi yada birileri bunu sizin istemediğiniz şekilde yapıp, sizin başarısızlığınıza sebep olabilir.

Birçok şirket, insanların işleri konusunda sorumluluk almayıp sadece denilen işi yapan, işi sadece para kazanmak için zaman geçirdiği yerler olarak gören insanlar ile dolu. Bol bol Pazartesi sendromu yaşayan bu insanlar (bence Pazartesi sendromu bunun en iyi göstergesi olmakla beraber her pazartesi sendromu yaşayan böyle demek değildir) işe gider ve gelirler. Denileni yaparlar. Üzerine bir gıdım birşey koymazlar.

Sadece denileni yapan ve sorumluluk almayan bir çalışanın şirketi bir adım ileri götürmek anlamında bir faydası yoktur. Hiçbir şirket olduğu yerde saymak istemez. Gelişmek isteyen şirketlerin bu kişilerden hemen kurtulması gerektiğini düşünüyorum. Dışarıda başarıya aç, kazanmaya aç, kendini önce kendine sonra tüm dünyaya ispat etmek isteyenler dolu.

Seç sorumluluk almak isteyen BİRİSİ’ni.  

Patron öldü, yaşasın ‘Yeni Lider’…

Hala orada değiliz ama yavaş yavaş oraya doğru ilerliyoruz. Dünün şirketleri bugünün şirketleri haline geliyor, gelmek zorunda. Bunun beraberinde dünün liderleri ise bugünün liderleri haline geliyor, gelmek zorunda.

Türkiyede hala birçok şirket babadan kalma mantıkta yönetilsede globalleşen dünyadaki iş ortaklıkları yüzünden bir takım değişimleri yaşamak durumunda kalıyor. Bu değişimlerin başında ise yönetim şekilleri ve mantıkları geliyor. Gelişmiş ülkelerdeki iş ortakları onları kendi çalışma şekillerine uymaya zorluyorlar. Dünün patronları, diktatif liderleri, bugün daha çok yönetici, ‘Yeni Lider’leri rolüne bürünmek durumunda kalıyor.

Peki nedir bu ‘Yeni Lider’?

Orkestra Şefidir. Çalışanları yönetir, yönlendirir, koordine eder. İşlerini sağlıklı bir şekilde yapmalarını sağlayacak ortamı yaratır. Kimi zaman onların işini onlar kadar bile iyi yapamayabilir.

Senaryo Yazarıdır. İçeriği verir, hikayeyi yazar, heyecan verici bir resim çizer ama nasıl yapıldığına karışmaz. Takip eder ama hikaye değişmediği sürece müdahele etmez. Sonuca odaklanır. Mikroyönetimden uzak durur.

Koçtur. Motive eder. Kişileri değişmeye zorlamaz. Kişilerdeki güçlü yanlara odaklanır ve ayrı ayrı kişilerde olan güçlü yanları bir araya getirip kullanmaya bakar. Büyük oyun planları ortaya atar, büyük fikirler değil. Büyük oyun planları büyük zaferlere götüreceği için, çalışanları da heyecanlandırır.

Aksiyon Filmi Oyucusudur. Planlanan oyunun içindedir. Çalışanlarla (diğer oyuncular) beraber planlar, diğer oyuncular gibi sürekli oyunun içindedir. Oyunun kahramanı değildir. Ancak yanda beklemez, en iyisinin yapılması için teşvik eder.

Taşıyıcıdır. Fırsatları görür, taşır ve delege eder. Çalışanları görür, taşır ve onore eder. Çalışanları düzeltmeye değil, geliştirmeye ve birbirinin güçlerinden faydalanmaya teşvik eder.

Özetle;

Böyleydi Böyle oldu
Komuta ve kontrol ederdi İçeriği verir ve takip eder oldu
Emrederdi Koordine eder oldu
Çalışanları değişmeye zorlardı Güçlü yanlarını kullanır oldu
Büyük fikirler ortaya atardı Büyük oyun planları ortaya atar oldu
‘Dediğimi yap’ derdi ‘Sen ne düşünüyorsun?’ der oldu
Herşeyi kendi yapardı Birçok şeyi sorumlularına verir oldu
Plan yapardı Çalışanla beraber plan yapar oldu
Herşeyin sebebini bilirdi ‘Neden?’ diye sorar oldu
Sonucu beklerdi Sonuç için bastırır oldu
Karar verirdi Yorum yapar oldu

Öncesi - 2010 - Sonrası

Istanbul Unv. Magic Youth konferansında geçen sene yaptığım sunumu burada bulabilirsiniz.

Öncesi - 2010 - Sonrası
View SlideShare presentation or Upload your own. (tags: technology maslow)

Armudun iyisini değil, vitaminlisini al

Bugün kurumsal diye gördüğümüz birçok şirketin bile esasında eleman ve yönetici alımında kolayca nasıl yanlış kararlar verebildiğine bir kez daha ikna oldum. Kurumsal şirketler yanlış karar veremez diye birşey yok ancak maalesef eğer şirket büyükse yanlışdan dönmek için uzun süreleri içeren lükslere sahip değiller. Kısa sürede sonuç beklemek ise yapılarına uygun değil.

Şirketlerin birçoğu bırakın sıradan bir eleman almayı üst düzey yönetici bile alırken onca görüşmeye rağmen yanlış kararları çok kolay alabiliyorlar. Bunun bence birkaç önemli sebebi var:

    1.    Kağıt üzerindeki kariyerine fazla önem veriyorlar (ilk eleme)
    2.    Yaptıkları görüşmelerde bu başarıları nasıl elde ettiğine ve bunu ne kadar iyi anlatıp ne kadar iyi kanıtlayabildiğine odaklanıyorlar (ikinci eleme)
    3.    Detaylara inerken kendi şirketleri ile eşleştirmeye çalışıyorlar. (üçüncü eleme)

İllaki üç görüşmeden fazla oluyor görüşmeler hele ki pozisyon yönetici pozisyonu ise…Görüşme sayısı farkını oluşturan, bir yerine birkaç kişinin aynı şeyleri sorguluyor olmasında.

Kağıt üzerinde anlatılan kariyer zaten adayın kendi anlatımı. Bunu adım adım referanslarla check edilmediği ve genel doğruları yansıttığı varsayımı ile bu konunun detayına bile girmeyi gerekli görmüyorum.

Yapılan görüşmelerde kendini ne kadar iyi ifade edebildiği, başarılarını nasıl ifade edebildiği önemli bir konu. İçeriği açısından değil, söylediklerini nasıl savunabilmesi açısından önemli. Ancak şu ana kadar bu konuda anlatılanları açmayı sağlayan sorular dışında değişik sorularla check etmeyi amaçlayan yada bunu başarabilen bir headhunter şirket (İK şirketi) yada işe alım yapan şirket çalışanı (İK Müdürü) görmedim. Biraz akıllı, CV sinde ne yazdığını ve nasıl yazdığını bilen, bir kişi çok rahat bu aşamayı da geçebilir. Sonraki aşamalar ise yüzyüze görüşme ve ne kadar represantable olduğun ile ilgili şeyler. En fazla daha evvel konuşulanların üzerinden bir daha geçme durumu.

Ama esas önemli yanlış üçüncü kısımda…

En iyi adam değil en uygun adam’a ihtiyaç var
Detaylara inerken kendi şirketi ve şirketindeki pozisyon ile aday kişiyi eşleştirme çabası. Bunun öncesinde işe alım yapacak şirket yada şirket için çalışan aracı kurumun adayın bu başarıları nerede ve nasıl bir kültüre sahip bir şirkette bunu başardığı ve objektif bir bakış açısıyla bu yapının kendi şirketinin yapısına benzerliğini değerlendirmesi gerekliliği var.

Siz iş yerinize dünyanın en iyi şirketinden en iyi elemanlarından birini alın ve o başarısız olsun. Bu mümkün. Çünkü aynı şartları kapsayan bir şirketiniz yoksa bu kişi aynı şartların olmadığı bir durumda başarısız olma riskine sahiptir.

Böyle bir kişiyi oldu ki şirketin başına getirdiniz. Önceki işinde hatta belkide sizin şirketinizde ayrı bir bölgedeki işinde sonsuz derece başarılı bir kişi bu. Göreve geldi. Bildiği şartlardaki doğrular ile hareket edecektir. Kendi yapısına uymayan karakterleri hemen şirketten uzaklaştıracaktır. Halbuki belki bu kişiler sizin şirket kültürünüzde iş yapacak kişiler… Sonrası mı? bu yönetici başarısız olursa, elinizdeki size uygun başarılı adamları da kaybettiniz.

Bu bağlamda şirketinize bir yönetici yada herhangi bir eleman alacaksanız öncelikle dikkat edilmesi gereken şeylerden biri neyi nasıl yaptığından öte nereden geldiği. Nerede çalıştığı değil, nereden geldiği. Nasıl bir kültürden geldiği. Hangi şartlarda iş yaptığı ve bu şartları sizin sağlayıp sağlayamayacağınız.

En iyi adamı almak en iyi sonucu getirmez ama en uygun adamı almak en uygun sonucu getirebilir.

Adam alırken soruların cevaplarını değil, kişiyi ve geçmişini, çalıştığı yerlerin şartlarını incelemek lazım. Sormak değil, incelemek, araştırmak.

Sektörden adam alma hastalığı

Bir de ‘Sektörden adam alma’ hastalığı var… Anlamadığım birsey bu. Sektörden adam almak bir şirkete ne katar? ‘Almamak ne katar?’ da ayrı bir soru… Sektörden adam almak mutlaka sektörü bilmesi açısından, ürünleri yada teknolojileri bilmesi açısından zaman kazandırır. Ama siz bir adam alırken ilk 3 ayda harikalar yaratmasını bekleyerek alıyorsanız zaten yanlış yapıyorsunuz demektir. İlk 3 ay adamın zaten şirketi tanıma dönemi bir şekilde.

Eğer şirketinize bir adam alıyorsanız, yönetici yada bir eleman, uzun vadede şirketinize birşeyler katması için alıyor olmalısınız. Sizinle aynı şeyleri düşünen, aynı şeyleri deneyimlemiş, sizden farklı düşünemeyen bir adamın size katkısı ne olacaktır ki? Bu kişi sizinle aynı ‘olmaz’lara sahip olacak ve hiçbir şeyi sorgulamayacaktır. Sektör öğretilebilinir, ürünler öğretilebilir ama deneyimler öğretilemez. Farklı deneyimlere sahip bir eleman yada yönetici size ve şirketinize farklı bakış açıları, farklı sektörel deneyimler katabilir. Esas bakılması gereken bu deneyimlere sahip olup olmadığı, bu deneyimlerin (görüşme yapanların ilk defa duyduklarını kendi cevapları ile doğrulama yerine anlamaya çalışması ile)  uygulanabilir olup olmadığı önemli. Ne kadar absürd, o kadar ‘enteresan’ bakış açısına sahip olunması.

Eğer bir yönetici alıyorsan, getireceklerine bakmak lazım, nereden ne getireceğine bakmak lazım, ne olup olmadığına değil. Eğer bir eleman alıyorsan, hem getireceklerine hemde yöneticilerine uygun olup, çalışma arkadaslarından ne kadar farklı olacağına bakmak lazım. Değişik güçlere sahip elemanlardan oluşan takımlar birlikte her açıdan güçlü bir yapıyı oluşturacaktır.

Sonuç:
Adam alırken;

    1.    Kendi şirketinle özdeşleştirmeyi bırak, hangi şartlarda başarılı olduğuna ve bu şartları kendi şirketinde sağlayıp sağlayamayacağına bak
    2.    Sana ne getirebileceğine odaklan, ne yaptığına değil
    3.    En iyi adamı değil, en uygun adamı almaya bak
    4.    Herşey öğretilebilir, öğrenmeye niyetli adamı al
    5.    Kısa vadede sonuç almaya değil, uzun vadede büyük sonuçlar almaya odaklan.
    6.    CV sinin detaylarına değil, çalıştığı ortamın, başarılarını getiren şartların detaylarına in.

Üzgünüm Centaur… Teşekkürler Centaur…

Dün bayram dolayısıyla küçük bir aile buluşması yaptık. İki ablam var. Üç tane de yiğen. Dün bu aile buluşmasına sadece bir yiğenim katılmadı, onun dışında tüm kadro tamamdı. Katılmayan ortanca yiğenim Aslı idi… Ablam neden katılamadığını büyük bir gülümseme ile anlatıyordu dün. Aslı katılmamıştı çünkü son 2-3 haftadır her gün yaptığı gibi atına binecekti… Yeni aşkını bulmuştu…

Ablam anlatırken Aslı’nın nasıl değiştiğini, nasıl daha insancıl ve yeni gençliğin olmadığı gibi pozitif ve neşe dolu olduğunu söylüyordu altını çize çize… Gerçi her zaman iyi ve düzgün bir kız Aslı ancak anne değil mi, mutlaka daha iyi olması gerektiğini düşündüğü birşeyler bulur… Aslı ile bayramlaşmak için konuştuğumda (aradığında) sesindeki mutluluk telefonun tellerinden beynime ve kalbime akıyordu.. Bende hissetmiştim görmesemde…

Maalesef demin kötü bir haber aldım ablamdan…
 
- Ablam : ‘Centaur’ öldü… Aslı iyi…
- Ben    : nasıl olur?…
- Ablam : Aslı’yı korurken öldü!

Hayatımda atları bugün’e kadar hiç sevmemiştim. Esasında sevmemek değil benimki ürkmek… Sebebi belli; küçükken zorla ata bindirmeye çalışmışlar ve bende hayvanın ürkmesinden ürkmüştüm. Bugün ise çok seviyorum atları. Çünkü küçük Aslımı korudu o.

Hep derler atlar insanları korur ve bunun için herşeyi yapar diye ama bir efsane gibi dolaşır bu laf. Bana göre bir şehir efsanesiydi bugüne kadar…

Olay ise şu şekilde gelişiyor… Sabah Aslı önce saatlerce Centaur’u kaşağıladıktan ve tüm bakımlarını yaptıktan sonra binip biraz gezinmek istiyor… Biraz gezindikten sonra dışarıdan gelen bir ses üzerine Centaur korkuyor ve şaha kalkıyor… Ancak Aslı düzgün bir şekilde tutmaya çalışmasına rağmen Centaur Aslı’nın düşme ihtimalini görünce, onu korumak için olmayacak bir şekilde yana doğru bir miktar eğilip Aslımı uygun bir şekilde üstünden düşürdükten sonra dengesini tekrar sağlayamayıp diğer yana (Aslı’nın üzerine düşmemek için) kendini atıyor ve boynunun üzerine düşüyor. Ve.. malum.

Aslı şu anda hala Centaur’un üzerine uzanmış ağlıyor… Alamıyorlar oradan Aslıyı.. Taa ki bir vinç gelip Centaur’u oradan kaldırıncaya kadar alabileceklerini de sanmıyorum. Bu durum Aslı’yı nasıl etkileyecek, bunu nasıl atlatabilecek onu ise hiç kestiremiyorum şu anda. Şu anda tek mutluluğum Cetaur’un Aslı’yı korumuş olması…

Bir anne yada baba’dan başka kim birisini korumak için kendi canını verir bilmiyordum, kim bu kadar asil olabilir… Sanırım artık biliyorum. Üzgünüm Centaur… Teşekkürler Centaur…

“Var” olmanın ötesi… Ortak Hayal Mühendisliği

Yazanın Notu : Bazen kendimi ingilizce kelimelerle daha iyi ifade edebildiğimi sanıyorum. O yuzden bu özgür ortamda kendimi kısıtlamadan yazmaya çalışıyorum. Lütfen kimse yanlış anlamasın.

Profesyonel iş hayatım boyunca ortak hedeflere, ortak hayallere inandım ancak beraber çalışma yada ingilizce karşılığı collaboration‘a bir türlü inanamadım. Bir işe bir kişi başlar ve sonuna kadar o kişi götürür. İş birliği için aynı amaca, aynı hayale yönelik küçük küçük görevlerin olması lazım ki işbirliği yada beraber çalışma olabilsin.  Ancak o işlerin de gene tekil kişilerce yapılması gerekir. Eğer ortak bir hayal varsa, o hayale götürecek ortak amaçlar ortaya konduysa o zaman beraber çalışma gerçekleşebiliyor, sonuç alınabiliyor. O yüzden şirketler ortak bir vizyon koyup bunu daha kısa süreli misyonlara ve o misyonlara götürecek senelik aksiyon planlarına bölüyorlar. Aksiyon planlarını da kişilere bölüp herkesin doğru zamanda işlerini doğru yapmasını sağlayıp büyümeye çalışıyorlar. Adı da “collaboration yaptık” oluyor. Esasında beraber çalışma değil yapılan, beraber aynı hedefe koşma. Yapılan doğru mudur? doğrudur. Tanımlama doğru mudur? Hayır.

Bu konuda uzman değilim, yazımdan da anlayacaksınızdır zaten, ama beraber çalışma yada “collaboration” daha çok bir bilgisayarın çalışmasına benziyor bence. Çok kısa olarak; kullanıcı bilgisayara bir komut veriyor. Bu komut bilgisayarı oluşturan değişik komponentlerce ele alınıp işleniyor ve CPU (Central Processing Unit) yada halk arasında bilinen adıyla “Bilgisayar Beyni” tüm gelen verileri toparlayıp işleme sokuyor ve verilen komutun sonucunu alıyoruz. Bilgisayarın komponentleri (Grafik işlemcisi vb.) ortak bir amaç ortak bir komut için çalışıyorlar, beraber çalışıyorlar ve CPU nun yardımıyla sonuca ulaştırıyorlar. Aynı şirketler ve kurumlar gibi. Burada bir bottleneck (”Darboğaz”) var. O da CPU. CPU çalışmazsa, yanlış işlem yaparsa, yanlış kararlar verirse o işlem yapılamaz yada yanlış yapılır. Aynı şirketlerdeki yöneticilerin aldığı yanlış kararlar gibi. Bilgisayar seri çalışıyor ve katı kuralları var. Aynı şirketler gibi.

Halbuki “Daha iyisi” yani Internet’e bakacak olursak kuralları tamamen farklı. Bir sürü bilgisayar (bu durumda bilgisayardaki komponentler yerine geçiyor) birbirinden bağımsız ve paralel çalışıyorlar. Herbiri kendilerince güçlü, kendi özelliklerine sahip bir sürü beyin, büyük bir beyini oluşturmak üzere bir araya gelmiş durumda. Internet hem paralel çalışıyor hemde esnek kurallara sahip. Aynen insan beyni gibi aynı anda birçok şeyi yapabiliyor. Yeni bir işlem yapmak için bir evvelki komutun bitmesini beklemiyor. Şirketlere göre üstün tarafı da bu. İnsanlara göre üstün tarafı ise egolardan yoksun olması.

Aynen insan beyni gibi aynı anda belki binlerce şeyi aynı anda yapabiliyor ve aynı insan gibi tek bir amaca hizmet etmiyor. İnsan beyni insanı korumaya, verilen binlerce komutu aynı anda yerine getirmeye ve yaşamak hayaline (existence and breeding) yönelik tek bir amaç ve tek bir hayal için çalışıyor. Keza internette bir existence sunuyor. Alternative Virtual Existence.

Keza Likemind, Maslunch, Geeklunch vb. tüm etkinlikler ve friendfeed, twitter vb. araçlar da bu network’ün sağlamlaşmasını ve paylaşımı arttırıyor. Likemind vb tüm bu paylaşım ortamları da 100% çok etkili ve çok iyi bir amaca, temel amaca hizmet ediyor; Network’ün varlığına (existence). Ancak bu nispeten küçük networkde existence’dan öteye gitmek çok daha kolay olmalı diye düşünüyorum. Existence büyümeli, existence genişlemeli, existence görülmeli, existence bilinmeli. Ama existence bir açılım yakalamalı. Nedir o açılım? Bilmiyorum.

eTohum projesini çok beğeniyorum. Existence’ı destekliyor, güçlendiriyor. Ortak bir amaç, ortak bir hayal için birçok beyni bir araya getiriyor. Hangi hayal? Herkesin büyük bir açılım yakalama hayalini, herkese olmasada, bu konuda ciddi olana vermek üzere kaynakları, deneyimleri harekete geçirmeyi hedefliyor ve bir sonraki dönem için başka “ciddi olanlar”‘a umit vaad ediyor. Ortak bir öğrenim, ortak bir beyin oluşturmayı hedefliyor. Ancak gücü kaynakları ile sınırlı. eTohum existence’ın ötesinde bir ortak hayal’in minyatürü olabilir mi? Existence’ın ötesi ortak hayal mi? Belki.

Existence’ın ötesi için bir önerim şu anda yok ancak existence’ın PR’ını yapacak şey için, existence’ı daha bilinir kılacak şey için bir önerim olabilir. Öneri = Crowds. Existence’ın gelişimi dışa açılım ile mümkün bence. Dışarıdan destek görmeli, dışarıdan beslenmeli. Bunun için ise crowd’a sebepler vermeli. Crowd’ın bu özelleşmiş kitleye destek vermesi için onun anlayacağı dilde “fayda” lar yaratılmalı anlatılmalı. Bu düşünce beni Crowdsourcing, crowdfunding, crowdanything’e doğru götürüyor. Wisdom of crowds, crowdeverything… Doğrudur yanlıştır bilemem ama existence’ın ötesindeki açılımın Crowd‘da gizli olduğunu düşünüyorum. Crowds; eTohum’un çeşitli güç odakları ile başarmaya çalıştığı şeyi topluma yayıyor olabilir.

Crowds ortak bir hayal tanımlayabilir mi? Belki.

Konudan biraz koptum sanırım. Toparlamak gerekirse;

  • Şirketlerin gücü sınırlıdır ve bilgisayar gibi darboğazları vardır, network’lerin sınırsız ve esnektir.
  • Internet bir büyük beyindir, beyin gibi çalışır. Amaç : Alternative Virtual Existence.
  • Existence’ın ötesindeki açılım ne olacaktır? bilinmemektedir. Önerilere açığım. :)
  • Ortak bir hayal, ortak bir amaç ya özel programlar ile (eTohum gibi) yaratılabilir. Ancak gücü ve kaynakları sınırlıdır.
  • Existence’ın ötesi ortak hayal mi? Belki.
  • Crowds; doğru sebepler yaratıldığında existence için daha büyük kaynak yaratabilir. Crowd existence’ı daha güçlü etkileyebilir.
  • Crowds ortak bir hayal belirleyebilir mi? Belki.

Not: Yukarıdaki resim TED’de ki bir sunumdan ekran görüntüsü alınarak kullanılmıştır.

Benim fikrim geldi!!, hayalim hiç gelmedi.

Şu ara herkesten bir fikir duyuyorum. Düzeltiyorum fikr. Fikr nedir diye internette bakınca aşağıdaki sonuç ile karşılaştım.

“… arapça bir kelime köküdür. düşünce anlamına gelir. türetilen kelimeler:
tefekkür: düşünmek
mütefekkir: düşünür
efkar: düşünceler …”

Herkes düşünüyor demekki… Ne düşünüyor? Tabi ilgili olduğu alanla ilgili yeni yada yeni olabilecek, yada talep görebilecek iş modelleri vesaire. Pek tabii ki fikirlerini de kendilerine saklıyorlar, ki bu çok da normal. Esasında bu konuda da söyleyeceklerim var ama bu konuyu daha sonraya bırakayım şimdilik.

Fikir… fikir… fikir… her yerde bu sesler dolaşırken ben kurumsal yerlerde çalışmış, girişimciliğin teorik kısmına sahip ancak deneyimlemede yeni biri olarak haliyle “Neden?” sorusuna takılmış durumdayım. Esasında hep takıldığım tek soru budur ya neyse… “Neden?” sorumun cevabını hala arıyorum, bulamadım. Ancak benim önergem kesinlikle daha farklı.

Ben onlarca, belkide yüzlerce “Fikir” yerine, bir “Hayal” ‘i öne sürüyorum ve açıkçası Muammer Okumuş’un son yazısındaki (bkz: Start – up ve sonrası sürece dair) “…Tüm bu durum analizleri ve verilerin, “başarı ortamı hazır” diye bağırmasına rağmen Türkiye’ de henüz uluslar arası çıkış başarısı yakalamış bir çalışma yok…” yorumunun temelinde de “HAYAL” sorunu olduğunu düşünüyorum.

Bence onlarca, yüzlerce “fikir” olacağına, bir tane, ama sadece 1 tane “HAYAL” bu yetenekli (talented daha güzel ifade ediyor) kişileri çok daha farklı yerlere rahatlıkla taşır.

Nereden mi biliyorum?

Etrafta kurumsal firmalar olarak adlandırılan, bir çok insanın çalışmak için can attığı yerlerin bir kısmında çalıştım. Ne satıyorlar biliyor musunuz? HAYAL. Kötü anlamda değil, iyi anlamda. İçeride çalışanların öncelikle ortak bir hayal’e sahip olmasına çalışıyorlar. Kimin hayali? Kimsenin değil, evrensel bir hayali. Toplumlara hizmet edecek, ihtiyaçlarını karşılamayı, toplumları geliştirmeyi hedefleyen hayalleri. Microsoft : “Her masada bir bilgisayar”, “Her zaman her yerden her şekilde bilgiye erişim”, GM: “Taşımacılık ürünlerinde ve yan ürünlerinde dünya lideri olmak. GM insanlarının çabaları ile müşterilerde memnuniyet sağlamak”…vs vs… Çalışanlar bu ortak hayali sahiplenince ise ürünleri satmak çok daha kolay. Neden mi? bu hayale ulaştıracak, amaç ve peşisıra fikirlerde ardından sıra sıra geliyorlar.

Bundan evvel “Ciddi Şeyler” kategorisi altında amaç’la ilgili yazılar yazdım çünkü Hayal’i tetiklemek istedim. Çoğu zaman hayal’i bulmak, onca gündelik sorunlar ve engeller varken, fikir bulmaktan çok çok daha zor. Fikir bulunur ancak bu sizin hayalinize götürecek fikir midir, şanslı iseniz öyledir, yada “gut feeling” cinsinden doğru ilerliyor olabilirsiniz. “İnşallah” da öyledir. Bu “inşallah” konusuna ise ayrıca yazacağım.

Eminim Steve Jobs Apple’ı kurarken bir fikirle ortaya çıkmadı, eminim Bill Gates Microsoft’u kurarken bir fikirle ortaya çıkmadı, eminim Mark Zuckerberg Facebook’u tasarlarken bir fikirle ortaya çıkmadı, eminim Larry Page ve Sergey Brin Google’ı tasarlarken bir fikir ile değil bir hayalle ortaya çıktı. Dünyayı bilgisayarla tanıştırma ve herşeyi daha hızlı yaptırabilme hayali, her masada bir bilgisayar hayali, öğrencilerin her zaman temasta kalabileceği hayali, Interneti indexleme hayali.

Ayrıca, fikir yerine hayal satmak daha kolay. Hayatının bir döneminde bile olsa satış yapanlar bilir; sattığınız ürün değil ürünün sağlayacağı umut, hayaldir. Black & Decker’ın CEO’su demiş ya : “Biz matkap değil, delik satıyoruz” diye. İşte ondan.

“Hayal kurma oğlum” deriz. Ne yanlıştır. İşte o gördüğümüz hayalperest arkadaşlarımız ve hatta kimi zaman “aptalca şeyler hayal ediyor” dediğimiz arkadaşlarımız, hayallerinin peşinde aptalca koşanlar en azından koşmaya başladıkları için (hedefte doğru olunca) güzel şeylere erişme yönünde ilerliyorlar.

Fikir yerine hayal satın, daha kolay. Hayal başkasının değil sizin hayaliniz olsun, inandırmanız daha kolay. Amacınız hayalinizi gerçekleştirmek olsun, daha S.M.A.R.T. Fikriniz amacınıza hizmet edecektir zaten. Etmiyorsa unutun o fikiri.

Ama günün sonunda nasıl bugün geçinirsiniz onu bilemem. “Stay Hungry Stay Foolish” diye boşuna dememiş büyüklerimiz. :)

Amaç belirleme kriterleri - S.M.A.R.T Goal Checklist

Belki evvelki yazımdaki dökümanı baz alarak, yada hayatınızdaki değişimlere bakarak bir karar verdiniz, bir amaç edindiniz, yada hali hazırda bir amacınız var. Peki bu amacınız S.M.A.R.T mı? Belirlediğiniz amacınızın “akılcı” olması için bazı kriterlere uyuyor olması çok önemli çünkü aksi halde boşa kürek çekiyor olabilirsiniz. Akılcı, yani SMART bir amaç nasıl belirlenir?

1. Spesific : Amacınızı net olarak belirlediniz mi? Yoksa genel bir amaç mı? (”Mutlu olmak amacındayım” spesifik bir amaç değilken “Bu sene universite sınavlarında Koç Üniversitesi Elektronik Mühendisliği bölümüne gireceğim” spesifik tanımlamasına uyuyor)

2. Measureable : Yani Ölçülebilir. Amacınızın ölçülebilir olması lazım ki sonunda başardım diyebilesiniz.

3. Achievable : Başarılabilir. Başarılması çok kolay olmayan bir amaca kendinizi odaklamak yerine amacınızı daha başarılabilir küçük parçalara bölmek motive olmanızı sağlar. Uzun vadeli amaçlar hedefe odaklanmanızı ve odaklanmış kalmanızı zorlaştırır. Sonuçta başarılamayacak, ulaşılamayacak bir hedef, bir amaç yok.

4. Result Oriented : Yani Sonuç odaklı. Amacınızın bir sonuca varması lazım. Eğer “mutlu olacağım” diye bir amaç belirlerseniz bunun ne zaman ve ne şekilde sonuç getireceği bilmediğinden amacınıza odaklanmanız zor olacaktır.

5. Time-bound: Yani zaman sınırlı. Amacınızı elbet bir zaman gerçekleştireceksiniz. Zaman limiti koyun. Aksi halde amacın sürüncemede kalması ihtimali çok yüksek.

Aşağıdaki dosya üzerinde çalışabilmeniz ve amacınızı bu kriterlere uyuyor mu diye kontrol edebilmeniz için hazır bir şablon. Şimdiden kolay gelsin.

smart-goal-kontrol-listesi

Kendini, amaçlarını, hedeflerini, hayatını…

Maalesef çoğu zaman günlük koşuşturmalar, para kazanma derdi vb şeyler yüzünden çizdiğimiz yoldan çıkıyoruz ve bunun farkına bile varmıyoruz. Daha şanssız olanlar ise zaten hiç bir amaç ve hayal kurmaksızın bir yolda gidiyorlar sonu belli olmayan. Kendim için doldurup zaman zaman baktığım, basit, ancak genelde dün ile bugün arasındaki farkı görmeyi sağlayan ekteki formu sizlerle paylaşmak istedim.

kendini-degerlendirme-formu

Sayfa 1 , 212»
« Önceki yazılar

Share

Add to Technorati Favorites

Etiketler