30 Eki, 2008
Social deyince bir başka ilgi çekiyor değil mi? Bu ilk social’lardan… Sosyal alan tanımı. Hemde yazdığına göre Istanbul için geçerli olan…
Amerikada olsa bundan farklı ne olurdu merak ediyorum. Adamlarda kuyruğa girdiğinde bu kişisel alan diye tanımlanan alana girdiğinizde dönüp “nöölüyoo” gibisinden bakarlar. Bizde ise dipdibe olsan umursamaz… Bu Istanbul için tanımını ben yemedim.
Bu arada Social tanımına dikkati çekmek isterim. 2.5m den sonrası yalan… Yani onca Web 2.0, Social Networks vs diye bakınıyoruz. Çok uzağa bakmaya gerek yokmuş.. Gözümüzün 2.5m dibinde.

Not: Bugün sudan şeyler konusunda ciddiyim.
30 Eki, 2008
Hiç katılmadıysam herhalde 20 tane satış eğitimine katılmışımdır. Bu eğitimlerde genel olarak satış proseslerinden bahsedilir, çok nefret ettiğim workshoplar yapılır (zoraki beraber çalışıyor moduna geçilir, grupta 2 kişi çalışır 3 kişi serer), gene çok nefret ettiğim role play’ler yapılır (adama satmaya çalışırsın o da almamak için inat eder) vs vs…
Ancak bu satış eğitimlerinin en eğlenceli kısmı (sanırım biraz da eğlenelim diye koyarlar) vücut dili eğitimi kısmıdır. Kollar kenetli ise şu demek, yok burnu ile oynuyorsa bu demek, bakışlarını başka yöne çeviriyorsa o demek gibi şeyler.
Geçen gün gene benzer bir eğitim içeriği geçti elime ve bir anda epeydir görmediğim bir vücut dili mimiğini gördüm, sizinle paylaşayım dedim. Allahaşkına kim “ayakta ayak kenetleme” hareketini yapar!?! Nerede görülmüş? Bunu yapan bir sosyete var mı?
Daha da garibi bunu neden her ama istisnasız her eğitim içeriğine koyarlar…
Hey Allahım gene beni güldürdüler… Hareketi gösteren şekli aşağıda görebilirsiniz… Eğlenceli günler dilerim…
not: otururken değil ayakta bu hareket.
29 Eki, 2008
Bugün tatil ya, günlerdir doğru dürüst uyumadığımdan, mümkün mertebe uyuyayım da dinleneyim biraz dedim. Güzel bir uykunun ardından da ilk iş olarak her zamanki gibi kendime bir nescafe hazırlayıp ayılma çalışmalarına başladım. Ancak daha nescafe suyunun ısınmasını beklerken bir tasarım bulamaçı yüzünden “bu ne yaa?” deyip ayılıverdim. Esasında ilk kez gördüğüm birşey değildi ancak ilk kez bu kadar rahatsız oldum (modumdan olsa gerek belkide).
Nescafe’nin suyunun kaynamasını beklerken hazırlık olarak sütü çıkardım ve kutunun tasarımı konusuna o anda takıldım kaldım. Tam bir bulamaç!!. Sabah sabah insanın göz zevkini öldürecek cinsten birşey.
Bildiğimiz uzun ömürlü süt, 1 lt lik. Klasik Pınar yeşil tonları… Bildiğin ak pak sütü almışlar boyamışlar da boyamışlar (kırmızılar yeşiller maviler hepsi ahenksiz olarak birarada). Şimdiki çıkan kutulara bildiğimiz yeşil pınar logosu ve klasik tasarımına
1. “çocuk için yeni” diye bir başka sütün reklamını üzerine ekleyivermişler,
2. Bir de Yeni süt kapağı tasarımını da üstüne çakmışlar
Yetmiyormuş gibi orasında burasında yazılar… Reklam bütçesi olmayan bir şirket değilki bu. Yap reklamını tanıt eğer o kadar önemli ise “çocuk için yeni” sütünü yada süt kutusu kapağı tasarımını.
Süt kapağı tasarımını da bunca sene sonunda akıl etmeleri zaten ayrıca akıllara zarar.
Ben bu firmaların profesyonel tasarım kabiliyeti olan tasarım deyince tasarım anlayan firmalarla çalışmadıklarını düşünmeye başladım bunu gördükten sonra. Teknisyenlere bırakmışlar sanki tasarım olayını. Gerçi bu boyutta iş yapan bir firmanın bunu yapabileceğine inanası gelmiyor insanın.
Eskiden bunu yapmıyorlardı herhalde ki o kadar gözüme batmamıştı. google’dan Pınar Süt kutu imajlarına baktığımda bu yeni kalabalık görüntüsünü görmedim (gene güzel tasarımlar değil ama bunun gibi tasarım bulamaçı da yok). Yenisinin resmi de yoktu, kusura bakmayın buraya resmini koyamadım.
Sabah sabah açıkçası gözüm bulandı sayelerinde. Bir de aklıma “Eğer Microsoft iPod kutusu yapsaydı” videolarını getirdi. Her tarafı yazı dolu süt kutusunun (tamam bazıları zorunlu yazmak durumunda oldukları şeyler). Oturup okumak lazım, yararlı bilgiler olabilir.
Ben bu konuda profesyonel değilim ve profesyonel yorumu yapacak birisi varsa zevkle okurum. Son kullanıcı olarak bu tasarım bulamaçından rahatsız olduğum için sabah sabah yazasım geldi. Hepsi bu. 
15 Eki, 2008
Yaklaşık 2 hafta önce Haliç Üniversitesinden bir telefon aldım. Haliç üniversitesi diye bir üniversiteden haberdar bile değildim (eh tabii benim zamanımda bu kadar üniversite yoktu. Onların suçu değil, benim kopukluğum). Telefondaki, isminin daha sonra Çağatay olduğunu öğrendiğim, şahıs öğrencilere yönelik olarak Internet Reklamcılığı konusunda bir seminer yapmak istediklerini, benim de orada bu konuda ve hali hazırda çalışanı olduğum Yellow Pages hakkında konuşma yapıp yapamayacağımı sordu… Yellow Pages tamam da, dedim Internet Reklamcılığı konusunda haddim olmaz diye düşündüm ve söyledim. Ancak beni basit düzeyde bir bilgilendirmenin yeterli olacağını, esas anlatılması istenenin Yellow Pages olduğundan bahsetti ve benim gibi topluluğa konuşmaktan zevk alan birini hemen ikna etmekte zorlanmadı.
Her verdiğim seminerden sonra olduğu gibi, bu seminerden de çıktığımda kendimi inanılmaz enerjik ve mutlu hissettim ve bu yazımın da esas konusu bu esasında. Özellikle gençlere yönelik yaptığım seminerlerden ayrı bir keyif aldığımı bir kez daha gördüm bugün. Temelinde belki de onlara katabildiğimi düşündüğüm 1-2 kelime var. Belki de bencilce kendimi tatmin ettiğim için bu enerji. Bugün kendi kendime belkide 100 üncü kez “Eğitim bana göre olabilir” dediğim zamanlardan 101incisini yaşadım. Paylaşmak çok keyifli, anlatmak, öğretmek ve insanların hayatlarına dokunabilmek çok keyifli.
Bugün bana bir o kadar keyif veren bir başka şey ise çok sevdiğim iki arkadaşımı da orada görmekti. Üstelik son dakika da haberleri olmuştu, atlayıp gelmişlerdi. Esasında kimselere haber vermemiştim. Konuştuğum konu hakkında benden fazla bilgili olduklarını bilmeme rağmen, orada desteklerini görmek beni çok mutlu etti. Kendilerine ne kadar teşekkür etsem azdır… Umarım sıkılmamışlardır.

4 Eki, 2008
Yeni bir salgın gündemde. Time Magazine 7 sayfalık bir yazı ile bunu yakında duyuruyor olacak. Ülkemizde görülmedi henüz ancak bu görülmeyecek demek değil. Sosyal sorumluluk adına da olsa bu konuya 2-3 satır yer vermek istedim. Hastalığın adı TB (XDR-TB) olarak geciyor. Mutasyona uğramış bir virüs ve maalesef hiçbir ilaca tepki vermiyor. Bir çeşit mutasyona uğramış Tüberküloz olduğu söyleniyor. Lütfen daha fazla bilgi için bu linke bakın ve tanıdığınız herkese duyurun.

———
There’s a new disease called XDR-TB or in short TB only. It’a a mutated Tuberculosis virus that resists to any kind of drug. Although there’s no organization that is supporting the move against this disease in Turkey, as a social responsibility I find it necessary to inform everyone beforehand. You can find detailed information at this link.